1. Doğumu ve Ailesi
Mehmet Nuri Dersimi, Mart 1893 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı Dersim Sancağı’nın Hozat kazasına bağlı Ağzunik (Akpınar) köyünde doğmuştur. Doğum yeri bazı kaynaklarda Ovacık’a bağlı Burnak köyü olarak da geçmektedir. Mezar taşında adı “Muhammed Nûrî Dêrsimî ibn el-Molla İbrahim Colikoxlî” şeklinde yazılıdır. Lakabı “Baytar Nuri”dir. Babası Mıla (Molla) İbrahim, Colıkzadeler ailesinden Mehmet Ali’nin oğludur. Baba tarafı Mılan (Milan) kabilesine, anne tarafı Ağuçan sülalesine mensuptur. Aile Alevi-Kürt’tür. Nuri Dersimi kendi anlatımında ve bazı kaynaklarda Kurmanç olarak nitelendirilirken, bazı araştırmacılar Zaza kökenli olduğunu ileri sürmektedir. Annesini küçük yaşta kaybetmiştir. Amcası Mıla Hasan’ın yanında büyümüştür. 1899 yılında Sorpiyan köyünde amcası tarafından ilkokula başlatılmıştır. Daha sonra Harput Askerî Rüştiyesi’ne kaydolmuş, 1904’te bu okulu bırakarak yatılı Harput İdadi Mektebi’ne geçmiştir. Aile 1905’te Harput’a taşınmış, 1907’de yeniden Hozat’a dönmüştür. Nuri Dersimi bu dönemde amcasının yanında kalarak eğitimine devam etmiştir. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Dersim’in dağlık coğrafyasında, Alevi-Kürt gelenekleri içinde geçmiştir. Bölgenin aşiret yapısı, dini inançları ve sözlü kültürü onun kimliğinin oluşumunda etkili olmuştur.
2. Eğitim Hayatı
İdadi eğitimini tamamladıktan sonra 1911 yılında Trabzon üzerinden gemiyle İstanbul’a gitmiştir. Ekim 1911’de Sultanahmet’teki Mülkiye Baytar Mektebi Âlisi’ne (Veteriner Okulu) kaydolmuştur. İstanbul’da bulunduğu yıllarda Kürt öğrenci çevreleriyle ilişki kurmuştur. Hevî – Kürt Talebe Cemiyeti’ne üye olmuş, 1912’de kurulan Kürdistan Muhibban Cemiyeti’nin umumi kâtipliğini (genel sekreterliğini) yapmıştır. Daha sonra Kürdistan Teali Cemiyeti’ne katılmıştır. Bu cemiyetler, dönemin Kürt aydınlarının siyasi ve kültürel faaliyet yürüttüğü örgütlerdir. Nuri Dersimi bu ortamda Kürt dili, tarihi ve siyasi hakları konularında bilinçlenmiştir. I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte son sınıf öğrencileri askere alınmıştır. Nuri Dersimi kısa bir askerî eğitimden sonra Erzincan’da askerî veteriner olarak görev yapmıştır. Bu dönemde Ermeni tehcirine ve bölgedeki olaylara tanık olmuştur. Siyasi faaliyetleri nedeniyle 1916’da Sivas’ın Kangal ilçesine sürülmüştür. Kangal’da eşi Selvi Hanım ile evlenmiştir. 1917’de eğitimini tamamlamak üzere İstanbul’a dönmüştür. 22 Eylül 1918’de okuldan mezun olarak diplomalı veteriner hekim unvanını almıştır. Bu tarihten itibaren “Baytar Nuri” olarak anılmaya başlanmıştır. Mezuniyetinin ardından Kürdistan Teali Cemiyeti faaliyetlerine devam etmiştir.
3. Siyasi Faaliyetleri ve Koçgiri İsyanı
Savaş sonrasında Kürdistan Teali Cemiyeti faaliyetlerine devam etmiştir. 1919 yılında Sivas’a, Koçgiri bölgesine gitmiştir. Aşiret reislerinden Mustafapaşazade Haydar, kardeşi Alişan ve Alişer Efendi ile görüşerek örgütlenme çalışmaları yürütmüştür. Cemiyetin İmranlı (Ümraniye) ve çevresinde şubeler açılmasına katkıda bulunmuştur. Mustafa Kemal, Nuri Dersimi ve Alişan’ın faaliyetlerini fark etmiş ve onlara Büyük Millet Meclisi’ne aday olmalarını teklif etmiştir. Her ikisi de bu teklifi reddetmiştir. Nuri Dersimi, özerklik yerine bağımsızlık taraftarı olduğunu belirtmiştir. Bu tutum, daha sonra aleyhine kullanılacaktır. 1919-1921 yılları arasında gerçekleşen Koçgiri İsyanı’nda aktif rol almıştır. İsyanın bastırılmasından sonra 15 Mayıs 1921’de Dersim’e sığınmıştır. Sakallı Nurettin Paşa komutasındaki Merkez Ordusu tarafından kurulan Divan-ı Harp, 25 Haziran 1921 tarihinde Nuri Dersimi’yi gıyaben idama mahkûm etmiştir. Doğulu milletvekillerinin girişimleri sonucunda isyancılara af çıkarılmış, ancak Nuri Dersimi ve Alişer bu aftan istisna tutulmuştur. Mustafa Kemal, Nuri Dersimi’yi isyanın sorumlularından biri olarak nitelendirmiştir. Bu karar, onun Türkiye’deki siyasi konumunu kalıcı biçimde etkilemiştir.
4. Dersim’deki Faaliyetleri
Dersim’e sığındıktan sonra Seyid Rıza ile birlikte çalışmıştır. Seyid Rıza’nın danışmanlarından biri olmuştur. Ovacık bölgesindeki Arslan, Binsan, Maksudan, Pergoran, Koçan, Şemikan, Laçinan ve Reşıkan aşiretlerinin Seyid Rıza ile ittifak kurmasına katkıda bulunmuştur. Aşiretler arasında dolaşarak Latin harfleriyle Kürtçe yazmayı öğretmiştir. Halk arasında saygın bir konum edinmiştir. Veteriner hekimlik mesleğini de sürdürmüş, dağ köylerinde hayvan hastalıklarının tedavisinde bulunmuştur. “Baytar Nuri” unvanı bu dönemde halk arasında yaygınlaşmıştır. Seydan aşiretleri reisi Munzur Ağazade Ali Ağa’nın kızıyla evlenmiştir. Bu evlilik hem kişisel hem de siyasi bağları güçlendirme amacını taşımıştır. Ancak Ali Ağa’yı Seyid Rıza ile ittifaka ikna edememiştir. 1931 yılında Türk hükümeti tarafından affedilmiş ve Holvenk’te bir çiftlik verilmiştir. Buna rağmen evi sık sık aranmış, ziyaretçileri uzak durmaya başlamıştır. Ankara’ya giderek batıda bir yerleşim yeri talep etmiş, bu talebi reddedilmiştir. Dördüncü Umumi Müfettişlik komutanı Abdullah Aldoğan tarafından çağrıldığında Türkiye’de kalamayacağını anlamıştır.
5. Türkiye’den Ayrılışı
1937 yazında yurt dışına çıkmaya karar vermiştir. Önce Yunanistan’a geçmeyi planlamış, Sirkeci’den Edirne yönüne trenle gitmeyi düşünmüştür. Ancak Bakırköy’de aldığı bir bilgi üzerine bu plandan vazgeçmiştir. Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşmalar nedeniyle iade edilebileceğini öğrenmiştir. Bunun üzerine Fransız Mandası altındaki Suriye’ye gitmeye karar vermiştir. Mersin ve Adana üzerinden yol almış, 11 Eylül 1937 tarihinde Suriye sınırını geçmiştir. Aynı vagonda bulunan Suriyeli avukat Kâmil Sinno’nun yardımıyla iltica sürecini tamamlamıştır. Kaçışından kısa süre sonra 1937-1938 Dersim Harekâtı başlamıştır. Resmî rakamlara göre 13.160, bağımsız kaynaklara ve tanıklıklara göre on binlerce sivil hayatını kaybetmiştir. Nuri Dersimi bu olayları sürgünden izlemiş ve daha sonra yazdığı eserlerde detaylı biçimde belgelemiştir. Dersim’den ayrıldıktan sonra Türkiye’ye bir daha dönmemiştir.
6. Sürgün Yılları
Suriye’ye geçtikten sonra Kırıkhan’da (bugün Hatay) Haco Ağa’nın yanında “Hüseyin Mazlum” adıyla kalmıştır. Fransız yetkililerin kendisini Türkiye’ye teslim etme kararı aldığını öğrenince 1 Temmuz 1938’de Halep’e geçmiştir. Halep’te Dersimli Şemikan aşiretinden Ali Ağa’nın kızı Feride ile nişanlanmıştır. Aynı
dönemde Hoybûn Cemiyeti’ne üye olmuştur. Eylül 1938’de Ürdün’e geçmeye karar vermiştir. 14 Ekim 1938’de Amman’da Umum Baytar Reisliği’ne atanmış, 24 Aralık’ta Suriye’den ayrılarak Ürdün’e gitmiştir. 2 Temmuz 1939’da nişanlısı Feride Halep’ten Amman’a gelmiş, 6 Temmuz’da evlenmişlerdir. 27 Kasım 1939’da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından ayrılarak Suriye vatandaşlığına geçmiştir. Türkiye’nin Ürdün üzerindeki baskıları nedeniyle 27 Ekim 1940’ta Amman’dan ayrılarak Halep’e dönmüştür. 6 Ağustos 1941’de Azez kaymakamlığı baytarlığına atanmış, ancak Türkiye’nin itirazı üzerine 23 Ağustos’ta Hama’ya nakledilmiştir. 1942 başlarında İdlip, Muarra, Cisr eş-Şuğur ve Harım bölgelerinde, 1946’da Halep merkezinde görev yapmıştır. 10 Şubat 1948’de Cebel Druz’a atanmıştır. 2 Mayıs 1950 tarihinde “komünist” ithamıyla görevinden alınmıştır. Cezire (el-Cezire) bölgesinde Mustafapaşazade Naif’ten Robarye adlı köyü yeniden inşa etmiş, Cello Saffan adlı köyü de satın alarak tarımla uğraşmaya başlamıştır. Geçimini veterinerlik ve tarımdan sağlamıştır. Suriye’de birkaç çocuk evlat edinmiştir. Bunlardan birine Seyid Rıza adını vermiştir. Seyid Rıza’nın da bir oğlu olmuş ve bu çocuğa Nuri Dersimi adı verilmiştir. Böylece isim ailesi içinde devam etmiştir.
7. Eserleri
Nuri Dersimi’nin en önemli eserleri 1952 yılında Halep’te yayımlanmıştır. Bunlar şunlardır: • Kürdistan Tarihinde Dersim (Halep: Ani Matbaası, 1952): Dersim’in tarihi, coğrafyası, aşiret yapısı, inanç dünyası ve 1937-1938 olaylarını anlatan temel eserdir. Daha sonraki yıllarda Türkiye’de de çeşitli yayınevleri tarafından basılmıştır. • Hatıratım (Anılarım): Kişisel anılarını ve yaşadığı olayları anlattığı eserdir. İlk baskısı 1987’de İsveç’te Roja Nû Yayınları tarafından yapılmış, 1992’de Öz-Ge Yayınları tarafından Ankara’da yayımlanmıştır. • Dersim ve Kürt Millî Mücadelesine Dair: Dersim ve Kürt ulusal mücadelesi üzerine notlarını içeren eserdir. Bu eserler, uzun yıllar boyunca Dersim olaylarının ve bölge tarihinin en önemli birincil kaynakları arasında yer almıştır. Türkiye’de uzun süre yasaklı kalmış, sürgündeki Kürtler arasında elden ele dolaşmıştır. Nuri Dersimi, yazdıklarıyla Dersim’in unutulmaması için çaba göstermiştir. Nuri Dersimi ayrıca Kürt gençliğine hitaben bir metin kaleme almıştır. Bu metin, “Kürt Gençliğine Hitabe” adıyla bilinir ve aşağıda yer almaktadır.
KÜRT GENÇLİĞİNE HİTABE
— Dr. Nuri Dersimi —
Ey Kürt genci, ey asırların zulmünü istihkar eden civanmert milletin oğlu, beni dinle! İnsanlık tarihinin şafağı ağarırken, onun ilk şuleleri Hint denizinden Kafkaslara, Küçük Asya’nın Doğu yamaçlarından Orta Asya’ya kadar uzayan yüksek dağlarda ve güneşli yaylalarda seni doğuran büyük ırkın mağrur alnına isabet etmiştir. Senin tarihin, ardı arası kesilmeyen kahramanlık menkıbelerinin tarihidir. Çünkü sen, kırk asırdan beri namuslu ve âzâde bir varlık için savaşan ve bugün dahi o savaştan yılmamış olan bir milletin çocuğusun. Kürdün fırtına ve kasırgalarla dolu dünkü ve bugünkü hayatının, maruz kaldığı felaketlerin ve çektiği ıztırapların sebep ve menşeini aramak, tarihin cilvelerini intibah gözleriyle tetkik etmek hepimizin borcudur. Varlığını korumak, benliğini muhafaza etmek için, hiçbir millet bizim kadar uzun ve sürekli savaşlar yapmamıştır. Uzun tarihimiz boyunca, hiçbir kuvvet bize mağlubiyet itirafı yaptıramamıştır. Kürt alnı, Kürt yurdunun haşmetli zirveleri gibi, daima yüksek kalmış ve hiçbir fatihin önünde eğilmemiştir. Kürt hayatiyetinin hakikati, bugünün de şaşmaz hakikatidir. Çünkü Kürt, ölüm kalım cidalını terk etmemiş, mağlubiyet itirafında bulunmamış, dünya milletleri saflarından silinmemeye karar vermiş, yaşamak isteyen ve yaşamak için ölmesini bilen bir millettir. Ey Kürt oğlu, ey Kürt kızı, dünya bu kararından haberdar olmalıdır! Yaşamak isteyen her varlık döğüşmelidir! Dünya üzerinde bir yeri olmak isteyen her millet çarpışmalıdır! Tabiatın değişmez kaidesi budur. Kimyevi, nebati ve hayvani âlemin amansız varlık kanunu budur; döğüşmek, savaşmak!..
Bu kaide, insan cinsi için daha amansızdır. Irk ırkın, millet milletin, insan insanın yırtıcı canavarıdır. İnsanlık medeniyeti henüz bu kaideyi tebdile muvaffak olamadı, savaş kanununu tadil edemedi. Bugün de, yaşamak için döğüşmek gerek, kaçınmak ölmektir. Biz, ölmek istemeyen bir milletiz. Kürt, yaşamağa karar vermiştir ve yaşayacaktır. Uzun tarihimiz boyunca birçok ırklar, milletler ve devletler Kürdü öldürmeye çalışmışlar, onu hayat hakkından mahrum etmeye azmetmişler, fakat muvaffak olamamışlardır. Doğudan, Batıdan, Güneyden ve Kuzeyden gelen cihangir akınları, Kürt dağlarının eteklerinde kırılmış, Kürt azmi karşısında parçalanmıştır. Dünya tarihinin seyrini değiştiren kahhar kuvvetler, birçok milletlerin varlığına hatime çekmiş, bize muasır birçok milletler tarihe geçmiş, fakat mücadeleden yılmamış olan Kürt, tarihe karşı kanlar akan alnını yükselterek: «Ben ölmedim, ben yaşayacağım!» demiştir. Hiçbir milletin tarihi bizimki kadar kanlı olmamıştır. Hiçbir milletin yurdu bizimki kadar istila dalgalarına uğramamıştır. Hiçbir millet bizim kadar mütemadi döğüşmemiştir. En gayrimüsait şartlar altında bile, Kürt eli silah tutarken teslim olmamıştır. Kahhar kuvvetlerin, sayı çokluğunun savaş için meydan okumalarına, Kürt daima «Evet!» cevabını vermiştir. İşte, varlığımızın bütün hikmeti, devamımızın bütün sırrı bu kelimede mündemiçtir. Ey ırkımın ümidi istikbali olan Kürt gençliği! Bu naçiz eseri sana ithaf ediyorum. Yurdundan uzak, yad illerde kalbi millî ıztıraplarla sızlayan, Kürdün istiklal ve hürriyet güneşinin doğumuna teşne ruhu alevlenen derbeder bir Kürdün, intikam gününün mahşerini senin bükülmez bazularından ümit eden Dersimli bir Kürt çocuğunun sana ve yalnız sana müteveccih feryadına kulak ver! Ben sana, senin namus ve şerefini lekelememek için vatanımın yalçın kayaları, müthiş uçurumları üzerinden kendilerini halaskâr ölümün kucağına atan binlerce gelin ve kızlarımızın feryadını inliyorum… Ben sana, hâlâ bugün bile, namert düşmanın kapısında esaret altında yaşayan, her gün, her an damla damla ölen, milliyeti, dili ve mukaddesatı tahkir edilen köle Kürtlerin enin ve ıztıraplarını ağlıyorum… Kürdistan’ın zümrüt dağlarından, güneşli yaylalarından sürülerek, Anadolu’nun çorak ovalarında açıktan ölen, kahpe düşmanın süngüsüyle, kurşunuyla imha edilen ve günahları yalnız ve yalnız Kürt doğmuş olmaları olan kardeşlerimizin gözlerini ölüm kapatırken, onların ümitlerinin ufuklarında sen bir güneş gibi belirdin… Onların sana, bir tek kelimede tekâsüf eden, amansız, âmir ve kahhar bir vasiyeti var: İntikam! İntikam!… Kürt namusuna sürülen lekeyi temizlemek için. İntikam!… Süngülenen yüzbinlerce Kürt yavrularının feryadını dindirmek için. İntikam!… Girdaplara atılan, ateşlerde yakılan gelin ve kızlarımızın Kürdistan âfâkında oğuldayan eninlerini teskin için. İntikam!… Darağaçlarının altında ölümü kahramanca selamlayan, «Yaşasın hür ve müstakil Kürdistan!» diye haykırarak şehadet tacını giyen binlerce vatan kurbanlarının gayelerini tahakkuk ettirmek için. İntikam!… Kürdistan denilen harabezâr Anayurdun istihlası için. İntikam!… Kürt diyarında uluyan sırtlan ve çakallar ırkının mülevves vücutlarından Kürt vatanını tathir için. İntikam!… «Medeniyet» denilen kahpenin peşine sığınarak bize uluyan köpekleri susturmak için. İntikam!… İntikam!… İntikam!… Şehitlerimizin kanlı cesetleri üzerinde kanla, gözyaşlarıyla yazılı vasiyetname işte bu bir tek kelimedir!… Namusu olan her fert, sinesinde Kürt kalbi çırpınan her insan, damarlarında Kürt kanı cevelan eden her genç bu vasiyetnameyi unutmamalıdır. Onu infaz edinceye kadar uyumamalı, rahat etmemeli ve çalışmalıdır! Dünün tarihini kanlarıyla yazan Kürt neslinin, kanlarıyla çizdikleri yoldan yürümek borcumuzdur! Biz, kanlarımızla Kürt istiklalinin kızıl şafaklarını açacağız. Ruhlarımızdaki volkanlarla, Kürt kurtuluşunun alevli güneşini yaratacağız.
Dünya tarihi bize bakıyor. Şehitlerimizin gözleri bize müteveccihtir. Hürriyet İlahına sunduğumuz binlerce kurbanlar, kendileri için bizden bir türbe istiyorlar, hatıraları için bir abide bekliyorlar… Bu abide, hür ve müstakil Kürdistan’dır! Bu abide, milletler camiası arasında şeref mevkiini ihraz edecek olan müstakbel Kürt devletidir! Şehitlerimizin ruhunu şad edelim! Yaşasın kahramanlar yaratan Kürt Milleti, yaşasın hür ve müstakil Kürdistan!
8. Son Yılları ve Ölümü
1950’lerden itibaren Suriye’deki Kürt aydın çevrelerinde aktif rol almıştır. 1956 yılında Kürt İlim ve Dayanışma Cemiyeti’nin kurulmasına katkıda bulunmuştur. 1957’de Suriye’de kurulan Kürdistan Demokrat Partisi’nin kurucuları arasında yer almıştır. Evi, Kürt yazar ve aydınların buluşma noktalarından biri olmuştur. 22 Ağustos 1973 tarihinde Halep’te vefat etmiştir. Vasiyeti üzerine Afrin’deki Ziyaret Henan Mezarlığı’na defnedilmiştir. Cenaze konvoyunun Halep’teki Türk konsolosluğunun önünden geçmesini de vasiyet etmiştir. 2018 yılında Afrin’in işgali sırasında mezarı tahrip edilmiştir. Bu olay, ölümünden yıllar sonra bile isminin siyasi olarak hedef alındığını göstermektedir.
9. Tarihî Yeri ve Değerlendirme
Nuri Dersimi, 20. yüzyıl Kürt siyasi ve entelektüel tarihinin önemli figürlerinden biridir. Koçgiri İsyanı’nda ve Dersim’deki örgütlenme çalışmalarında aktif rol almış, Seyid Rıza’nın yakınında bulunmuş, 1937 sonrasında ise sürgünde yazdığı eserlerle Dersim olaylarının belgelenmesine katkıda bulunmuştur. Tarihçi İsmail Beşikçi, Nuri Dersimi hakkında şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Dr. Nuri Dersimi, Koçgiri Halk Hareketinden itibaren Kürdistan’daki olayları bizzat yaşayan bir kişidir. Özellikle, gerek Koçgiri, gerek Dersim hareketlerinin önemli bir kişisidir.” Eserleri, özellikle Kürdistan Tarihinde Dersim ve Hatıratım, Dersim tarihi ve 1937-1938 olayları konusunda hâlâ temel başvuru kaynakları arasında yer almaktadır. Sürgün yıllarında yürüttüğü siyasi ve kültürel faaliyetler, Suriye Kürt hareketinin erken dönemine de katkı sağlamıştır. Nuri Dersimi’nin hayatı, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in erken yıllarına, oradan da uzun bir sürgün hayatına uzanan bir süreci kapsar. Veteriner hekimlik mesleğini sürdürürken aynı zamanda siyasi mücadele ve tarih yazıcılığıyla da uğraşmıştır. Ölümünden sonra da ismi Kürt siyasi hafızasında yer tutmaya devam etmiştir. Kendisi hem bir pratik mücadeleci hem de bir bellek taşıyıcısı olarak değerlendirilmektedir. Yazıları, resmi tarihin dışladığı olaylara dair alternatif bir anlatı sunmuştur. Bu nedenle hem tarihçiler hem de siyasi hareketler tarafından kaynak olarak kullanılmaya devam etmektedir.
Yazarın Notu
Bu biyografi, açık kaynaklardan derlenen bilgilere dayanarak hazırlanmıştır. Olayların kronolojik sıralamasına ve kaynaklarda yer alan bilgilere sadık kalınmaya çalışılmıştır. Nuri Dersimi’nin “Kürt Gençliğine Hitabe” metni, kendi kaleminden çıkan önemli bir
belge olduğu için esere eklenmiştir.
Tarihî olayların yorumu kaynaklara göre farklılık gösterebilir. Okuyucunun farklı kaynakları da incelemesi önerilir.
— Ekim 2026
Editoryal Not
Bu belge, açık kaynaklardan derlenmiş bilgilerle hazırlanmış bir biyografik çalışmadır. Tarihî olayların yorumu kaynaklara göre değişiklik gösterebilir.