Önsöz
Simko, Kürtleri yalnızca bir “halk” olarak görmezdi. Ona göre Kürtler, dünyadaki diğer milletler gibi kendi milleti, kendi ulusu olan bir topluluktu. “Millet” ve “ulus” sözcükleri onun dilinde ve yüreğinde daha derin bir anlam taşırdı. Kürtlerin de tıpkı başka uluslar gibi kendi devletine, kendi iradesine ve kendi kaderine sahip olmasını isterdi. Bu inanç, onun bütün mücadele hayatının temel taşıydı.
Bugün bile, aradan neredeyse bir asır geçmişken, Simko’nun adı Kürt coğrafyasında saygıyla anılır. Çünkü o, sadece bir aşiret reisi değildi; Kürtlerin millet olma bilincini silahla, diplomasiyle ve kültürle savunmaya çalışan nadir liderlerden biriydi. Kahramanlığı, yalnızca savaş meydanlarında değil, aynı zamanda Kürtçe okul açması, gazete çıkarması ve Kürtlerin bağımsız bir ulus olarak var olma hakkını açıkça dile getirmesinde yatıyordu. Acı gerçekler de dahil olmak üzere tarihi olduğu gibi anlatmak, ona ve mücadelesine duyulan saygının bir gereğidir.
Doğumu, Ailesi ve Yaşadığı Yer
İsmail Ağa Şikak, bilinen adıyla Simko (Kürtçe: Simkoyê Şikak), 1887 yılında İran’ın kuzeybatısında, Urmiye Gölü’nün batısında, Salmas (o dönemdeki adıyla Şapur) ilçesine bağlı Çehrik (Chahriq-e Olya) köyünde dünyaya geldi. Ailesi, Şikak (Shekak / Şıkak) aşiretinin güçlü Evdoyi (Awdoyi) koluna mensuptu. Şikak aşireti, Urmiye, Salmas, Hoy, Kotur, Bradost ve Somay bölgelerinde etkin olan, bölgenin en büyük Kürt aşiretlerinden biriydi.
Babası Mohammad Ağa Şikak’tı. Mohammad Ağa, aşiretin önde gelen isimlerinden İsmail Ağa’nın oğluydu. İsmail Ağa, 19. yüzyılın başlarında yaşamış ve 1816’da vefat
etmişti. Aile, Kaçarlar döneminde de siyasi olarak aktifti; bazı ataları Kaçar ordusunda general ve vali olarak görev yapmış, bazıları ise merkezî iktidarla çatışmıştı. Simko’nun annesinin adı, mevcut tarihî kaynaklarda açıkça kaydedilmemiştir.
Ailenin en bilinen trajedisi, Simko’nun ağabeyi Cafer Ağa’nın (Cewer / Jawar Ağa) 1905 yılında Tebriz’de İran makamları tarafından öldürülmesiydi. Cafer Ağa, görüşme bahanesiyle Tebriz’e çağrılmış, yeminlerle güvence verilmiş olmasına rağmen tuzak kurularak öldürülmüştü. Bu olay, genç Simko’nun hayatını kökünden değiştirdi. Ağabeyinin ölümünden sonra, henüz on sekiz-on dokuz yaşındayken Şikak aşiretinin liderliğine geçti.
Eğitim Durumu
Simko, klasik anlamda yüksek tahsil görmemişti. Aşiret ortamında yetişmiş, silah, at ve liderlik sanatını pratikte öğrenmişti. Ancak zeki ve meraklı bir yapıya sahipti. Avrupa ve Rus kültürüne karşı ilgi duyduğu, okuma-yazma bildiği ve modern fikirlerle temas kurduğu bilinmektedir. Daha sonra kendi kontrol ettiği bölgelerde Kürtçe eğitim veren okullar açması, bu ilginin somut göstergesidir.
1913 yılında Abdurrezzak Bedirhan ile birlikte Hoy’da “Cîhandanî” (Dünya / Cihan) adıyla bir kültür-eğitim cemiyeti kurdu. Bu çerçevede Kürtçe ve Rusça eğitim veren bir okul açtı. Yaklaşık 29-30 Kürt çocuğu, 8-10 yaşlarında, bu okula devam etti. Simko, okulu korumak için kırk adamını nöbetçi olarak görevlendirdi. Hatta Rus Çarı’na el yazısıyla bir teşekkür mektubu gönderdiği bilinmektedir. Daha sonra Çehrik Kalesi’nde de medrese tarzı bir eğitim yeri (Cihanbani Medresesi) kurduğu, burada Kürtçe, Farsça, Rusça ve Türkçe dersler verildiği kaynaklarda geçmektedir.
1919-1922 yılları arasında Urmiye’de “Roja Kurd” (Kürt Günü) adlı bir gazete çıkardı. Gazetenin başyazarı Molla Muhammed Turcanizade’ydi. Bu gazete, hem Kürtçe hem Farsça yayın yapıyordu ve Simko’nun yönetiminin resmî yayın organı niteliğindeydi. Ayrıca stratejik şehirler arasında telgraf hatları kurdurduğu da kaydedilir. Bu faaliyetler, onun sadece silahlı bir lider değil, aynı zamanda kültürel bir bilinç yaratmaya ve modern bir idare kurmaya çalışan bir isim olduğunu göstermektedir. Dönemin şartlarında Kürtçe eğitim ve yayın yapmak, başlı başına cesur bir adımdı.
Kürt Ulusal Mücadelesine Başlangıcı
Simko’nun silahlı mücadelesi, ağabeyi Cafer Ağa’nın 1905’te öldürülmesinden hemen sonra başladı. 1906’dan itibaren Kotur, Maku, Hoy ve Salmas bölgelerinde gücünü pekiştirmeye çalıştı. Başlangıçta aşiretinin intikamını almak ve bölgesel otoritesini kurmak isteyen bir lider gibi görünse de, kısa sürede Kürt milliyetçi çevreleriyle bağ kurdu. Babası Mohammad Ağa, oğlunun intikamını almak için İstanbul’a, Sultan II. Abdülhamid’e başvurmuş, ancak İran elçisinin entrikaları sonucu hapsedilmiş ve orada ölmüştü. Bu çifte trajedi, Simko’nun İran merkezî iktidarına karşı duyduğu öfkeyi daha da derinleştirdi.
1910’da Osmanlı Devleti, Kotur’un bir kısmını ele geçirdiğinde Simko’ya Kotur, Çehrik ve Soma’nın yönetimini teklif ederek Osmanlı tebaasına geçmesini önerdi. Simko bu teklifi reddetti ve İran hükümetine bağlılığını sürdürdüğünü açıkladı. Bu tutum, onun bağımsız hareket etme arzusunu erken dönemde ortaya koyuyordu.
1913’ten itibaren Abdurrezzak Bedirhan ve Şeyh Ubeydullah’ın torunu Seyyid Taha ile yakın ilişkiler geliştirdi. Seyyid Taha, İran ve Osmanlı Kürdistanı’nın birleşerek bağımsız bir Kürt devleti kurması fikrini savunan bir isimdi. Simko, Seyyid Taha’nın kızıyla (bazı kaynaklarda kız kardeşiyle) evlenerek bu milliyetçi ailenin bir parçası haline geldi. Böylece aşiret liderliğinden ulusal bir mücadele çizgisine doğru evrildi. Aynı dönemde Abdurrezzak Bedirhan ile birlikte Hoy’da Cîhandanî cemiyetini kurarak kültürel faaliyetlere de yöneldi.
Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı kaos, Simko’ya büyük fırsatlar sundu. Osmanlı, Rus ve İran güçleri arasında ustaca bir denge politikası izleyerek gücünü artırdı. 1914’te Ruslar tarafından Tiflis’e sürgün edildi, ancak 1916’da bölgedeki Osmanlı tehdidi nedeniyle serbest bırakıldı. Savaşın sonlarına doğru, 1918 yazında Urmiye Gölü’nün batısındaki geniş bir bölgede fiilen hâkimiyet kurdu. 1919’da yaklaşık 20.000 kişilik bir kuvvet toplayarak Urmiye merkezli özerk bir yönetim oluşturdu. Bu dönemde Mahabad, Hoy, Miyandoab, Maku, Piranshahr, Serdeşt ve Bane gibi şehirlere kadar nüfuzunu genişletti. Kontrol ettiği topraklarda kendi valilerini atadı, vergi topladı ve adalet dağıttı.
Bu dönem, Simko’nun gücünün zirvesiydi. Kürtçe gazete çıkardı, okullar açtı, telgraf hatları kurdu. Fransız tarihçi Chris Kutschera, bu faaliyetlerinden dolayı onu “Doğu Kürdistan’da Kürt milliyetçiliğinin babası” olarak nitelendirmiştir. Ancak aynı dönemde Asurî lideri Mar Şemun’un öldürülmesi ve ardından yaşanan katliamlar, hareketinin karanlık bir yüzünü de ortaya koydu. Bu olaylar, hem bölgedeki etnik gerilimleri artırdı hem de Simko’nun uluslararası imajını zedeledi.
Yol Arkadaşları
Simko’nun en yakın silah arkadaşı ve danışmanı Amar Han Şikak’tı. Amar Han, hem askerî komutan hem de stratejik akıl olarak öne çıkıyordu. 1920’de İran makamlarının Simko’ya bomba dolu bir “hediye” gönderdiği suikast girişiminden sonra, Amar Han’ın emriyle düşman kuvvetlerine karşı sert karşılık verildi. Bir diğer önemli isim, Herki aşiretinden Hürşid Ağa’ydı; Simko’nun son yolculuğunda da yanında bulunacaktı. Teymur Ağa Şikak, Urmiye’nin valiliğine atanmıştı. Ayrıca Hacı Ağa Herki ve Begzade aşiret reisleri de ikinci isyan döneminde (1926) yanında yer aldı.
Kürt milliyetçi aydınlardan Abdurrezzak Bedirhan ve Seyyid Taha ile kurduğu bağ, hareketine ideolojik bir derinlik kazandırdı. Abdurrezzak Bedirhan, Bedirhanî ailesinin önemli bir üyesiydi ve Kürtçe eğitim ile yayıncılık faaliyetlerinde öncü rol oynamıştı. Seyyid Taha ise Şeyh Ubeydullah’ın soyundan geliyordu; dedesi 1880’lerde İran’a karşı büyük bir isyan çıkarmıştı. Bu iki isimle kurulan ittifak, Simko’nun yalnızca yerel bir aşiret reisi olmadığını, daha geniş bir Kürt ulusal projesi içinde yer aldığını gösteriyordu.
Ancak Simko’nun gücü büyük ölçüde kendi aşiretine ve müttefik aşiretlere dayanıyordu. Bu durum, hareketinin hem gücünü hem de sınırlılığını belirliyordu. Modern anlamda bir parti örgütü, düzenli ordu veya merkezi bir idare kurmakta zorlandı. Aşiretler arası rekabet ve ihanetler, en kritik anlarda onu yalnız bıraktı.
Kimlerle Savaştı?
Simko’nun asıl ve sürekli düşmanı, İran merkezî hükümetiydi. Önce Kaçarlar, sonra Rıza Han’ın (sonradan Rıza Şah) modernize ettiği Pehlevi ordusuyla mücadele etti. 1918-1922 arasındaki büyük isyanında İran birliklerini birçok kez bozguna uğrattı. Şekaryaz (Shekar Yazi) muharebesinde, ağabeyi Cafer Ağa’nın katili olan Amir Arşad’ın kardeşi komutasındaki İran kuvvetleri ağır yenilgiye uğratıldı ve Amir Arşad öldürüldü. Miyandoab ve Sawcubilax muharebelerinde de önemli zaferler kazandı. 1921-1922’de Rıza Han’ın güçleri karşısında bile bir süre direnebildi.
Bunun yanında, bölgedeki güç dengelerine göre Osmanlı, Rus ve İngilizlerle de ilişki kurdu, zaman zaman çatıştı. Osmanlı’dan hem silah hem de gönüllü savaşçı desteği aldı. Ruslarla da temas halindeydi; hatta 1913’te Rus konsolosuna mektup yazarak okul projesine destek istemişti. İngilizlerle de 1922’den sonra Irak’ta görüşmeler yaptı. Ancak hiçbir büyük güç, bağımsız bir Kürt devletini gerçekten istemediği için bu ilişkiler hep geçici ve çıkara dayalı kaldı.
Tarihin en acı sayfalarından biri, Asurî (Asuri) toplumuyla yaşanan olaylardır. 1918 Mart’ında Simko, işbirliği ve barış görüşmesi bahanesiyle Asurî milleti lideri Mar Şemun XXI Benyamin’i (Mar Shimun) bir toplantıya davet etti. Görüşmeden çıkarken Mar Şemun ve 150 kadar koruması pusuya düşürüldü ve öldürüldü. Bu olayın ardından Salmas ve Hoy’da Asurîlere yönelik katliamlar yaşandı; kaynaklar yaklaşık bin Asurî’nin öldürüldüğünü belirtir. Bu olaylar, hem Kürt-Asurî ilişkilerinde derin yaralar açtı hem de Simko’nun “kahraman” imajını lekeledi. Tarihî gerçeklik, bu karanlık sayfayı da kaydetmektedir.
Kürtlere Vasiyetleri ve Düşünceleri
Simko, açıkça Kürtlerin bağımsız bir devlet kurması gerektiğini savunuyordu. Ona göre Kürtler, diğer dünya milletleri gibi kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahipti. Kontrol ettiği bölgelerde Kürtçeyi resmî dil haline getirmeye çalışması, okul açması ve gazete çıkarması, bu inancın pratik yansımalarıydı. Bir mektubunda İran makamlarına, Kürtlerin Avrupa’daki diğer milliyetler gibi özerklik ve kendi kendini yönetme hakkı olduğunu yazdığı bilinmektedir.
O, Kürtleri “halk” düzeyinde değil, “millet” ve “ulus” düzeyinde görüyordu. Bu bakış açısı, döneminin birçok aşiret reisine göre daha ileri ve ulusal bir bilinçti. Mücadelesinin temel hedefi, Kürtlerin kendi devletine kavuşmasıydı.
Amacına Ulaşamamasının Nedenleri
Simko’nun yenilgisinin birkaç temel nedeni vardı. Birincisi ve belki de en önemlisi, hareketinin büyük ölçüde aşiret yapısına dayanmasıydı. Ulusal bir ordu ve modern bir idare kurmakta zorlandı. İçerideki ihanetler ve aşiretler arası rekabet, gücünü zayıflattı. 1926’daki ikinci isyanda kendi aşiretinden bir kısmının eski lidere dönerek karşı tarafa geçmesi, bu gerçeği açıkça ortaya koydu. Aşiret sadakati, ulusal bir dava için yeterli bir temel oluşturmuyordu.
İkincisi, Rıza Han’ın kurduğu modern ve disiplinli İran ordusu karşısında eski tip aşiret süvarilerinin yetersiz kalmasıydı. 1921 darbesinden sonra Rıza Han, İran ordusunu yeniden yapılandırdı; topçu, makineli tüfek ve düzenli piyade birlikleriyle donattı. Simko’nun atlı birlikleri, bu modern ateş gücüne karşı uzun süre dayanamadı. 1922 Ağustos’undaki büyük bozgun, bu dengesizliği gösterdi. Simko, bin kadar adamıyla Türkiye’ye sığınmak zorunda kaldı.
Üçüncüsü, uluslararası güçlerin (İngiltere, Türkiye, Sovyetler) bağımsız bir Kürt devletini gerçekten istememesiydi. Simko, büyük güçler arasında denge kurmaya çalışsa da, sonunda yalnız bırakıldı. İngiltere, Irak’taki çıkarlarını korumak için onu kullanmaya çalıştı ama destek vermedi. Türkiye, kendi içindeki Kürt isyanlarıyla uğraşırken Simko’ya sıcak bakmadı. Sovyetler de İran’la ilişkilerini bozmak istemedi. Dördüncüsü, hareketinin idarî ve ekonomik altyapısının zayıf olmasıydı; uzun süreli bir devlet kuracak kurumsal yapı oluşamadı. Vergi toplama, adalet dağıtma ve eğitim gibi alanlarda bazı adımlar atılsa da, bunlar kalıcı bir sisteme dönüşemedi.
Son olarak, Simko’nun kişiliği ve yöntemleri de tartışmalıdır. Bazı tarihçiler onu gerçek bir milliyetçi, bazıları ise kişisel iktidar peşinde koşan bir aşiret reisi olarak görür. Yerel Kürt köylüleri arasında da, onun baskı ve yağmalarından şikayet edenler olmuştur. Bu iç çelişkiler, hareketinin toplumsal tabanını sınırlamıştır.
Nasıl ve Kim Tarafından Şehit Edildi?
1922’deki yenilgiden sonra Simko, bin kadar adamıyla önce Türkiye’ye, ardından Irak’a sığındı. Irak’ta İngiliz mandası yönetimi altında bir süre kaldı. 1924-1925’te Rıza Han tarafından affedildi ve İran’a dönmesine izin verildi. Hatta 1925’te Rıza Şah’la görüştüğü ve bağlılık yemini ettiği kaydedilir. Ancak bu barış uzun sürmedi. 1926 Ekim’inde Salmas’ta yeniden isyan bayrağını açtı; Hacı Ağa Herki ve Begzade aşiretleriyle ittifak kurdu. Bu ikinci isyan çok kısa sürdü. İran kuvvetleri Urmiye, Şerefhane ve Hoy’dan sevk edildi; Simko’nun kendi aşiretinden bir kısım da karşı tarafa geçti. Kısa bir çatışmanın ardından Simko yeniden Irak’a kaçtı.
1926-1929 arasında Irak ve Türkiye sınırları arasında gidip geldi. 1929’da yaklaşık elli adamıyla Rawanduz bölgesine yerleşti. İran hükümeti, onun aşiret üzerindeki etkisini yeniden kurmaya çalıştığını fark etti. 1930 yazında İran ordusunun komutanı General Hasan Mukaddem (Hassan Moghaddam), Simko’ya Şino (Oshnavieh / Uşnu) kasabasında görüşme daveti gönderdi. Davet, Teimur Şikak aracılığıyla iletildi. Simko, dostlarıyla istişare ettikten sonra yanına Hürşid Ağa Herki’yi alarak Şino’ya gitti.
Yerel komutan Albay Sadek Han Noruzi’nin (Colonel Norouzi) evinde misafir edildi. Ertesi gün generalin geleceği söylendi ve Simko, kasaba dışına generali karşılamaya götürüldü. Bu bir tuzaktı. 30 Haziran 1930 akşamı (bazı kaynaklarda 18 veya 21 Temmuz olarak geçer; tarih konusunda kaynaklar arasında küçük farklar vardır) İran askerleri tarafından pusuya düşürüldü ve öldürüldü. Cesedi daha sonra teşhir edildi; bazı kaynaklar cesedinin Urmiye’ye götürülüp asıldığını da yazar. Böylece yaklaşık yirmi beş yıllık mücadele hayatı, ağabeyi Cafer Ağa’nın Tebriz’de düştüğü aynı türden bir ihanetle sona erdi. Simko, 42-43 yaşındaydı.
Ölümünden sonra ailesinin bir kısmı Türkiye’ye geçti. Kızı Hedoya (Hediye Zirekbilek) uzun yıllar yaşadı ve 2024’te 100 yaşında vefat etti. Torunlarından bazıları da farklı ülkelerde hayatlarını sürdürdü. Simko’nun mirası, Kürt siyasi hareketlerinde hem ilham hem de tartışma konusu olmaya devam etmektedir.
Son Söz
Simko Şikak, Kürt tarihinin en tartışmalı ve en etkili figürlerinden biridir. Kimileri onu ulusal bir kahraman, kimileri ise aşiret savaşçısı ve yağmacı olarak görür. Tarihî gerçekler, her iki yönü de barındırır: Hem Kürt milliyetçiliğinin öncü adımlarından birini atmış, hem de Asurîlere karşı ağır suçlar işlemiştir. Hem modern eğitim ve basın faaliyetleriyle kültür üretmiş, hem de idarî zayıflıklar nedeniyle kalıcı bir yapı kuramamıştır. Yerel Kürt kaynaklarının bir kısmı, onun köylüler üzerindeki baskısından şikayet ederken, milliyetçi anlatılar onu bağımsızlık mücadelesinin simgesi haline getirmiştir.
Yine de, Kürtlerin millet olarak var olma hakkını silahla savunan, kendi dilinde okul ve gazete açan, büyük güçler karşısında yalnız başına ayakta durmaya çalışan bir lider olarak, adı hâlâ saygıyla anılmaktadır. Acı gerçekler gizlenmeden anlatıldığında bile, onun mücadelesinin Kürt ulusal bilincine katkıları inkâr edilemez. Simko, “halk” yerine “millet” ve “ulus” kavramlarını tercih eden, Kürtlerin de diğer dünya milletleri gibi kendi devletine sahip olması gerektiğine inanan bir liderdi. Bu inanç, onun bütün hayatına yön verdi.
Bugün, aradan geçen neredeyse bir asra rağmen, Simko’nun adı Kürt coğrafyasında, özellikle Rojhilat’ta (Doğu Kürdistan) hâlâ saygı ve hatıra ile anılır. Onun hikâyesi, hem zaferlerin hem yenilgilerin, hem kahramanlığın hem de trajedinin iç içe geçtiği bir destandır. Tarihi olduğu gibi, acısıyla ve gerçeğiyle bilmek, gelecek nesillere aktarılacak en önemli mirastır.
Not: Bu biyografi, mevcut akademik ve ansiklopedik kaynaklara dayanılarak hazırlanmıştır. Simko’nun hayatı hakkında kaynaklar arasında bazı tarih ve ayrıntı farklılıkları bulunmaktadır (örneğin ölüm tarihi konusunda 30 Haziran / 18 Temmuz / 21 Temmuz gibi varyasyonlar). Metinde en yaygın kabul gören bilgiler esas alınmıştır.
Editoryal Not
Bu biyografi, mevcut tarihî kaynaklara dayanılarak hazırlanmıştır. Acı gerçekler dahil olmak üzere, bilinen olaylar olduğu gibi aktarılmaya çalışılmıştır.